YUMURTA: (Le Monde-22.04.2008) Annenin ölümünden sonra, dinginliğe doğru içli bir koşu - Semih Kaplanoğlu’nun filmi, Nejat İşler ve Saadet Işıl Aksoy’la( 1.37 dak.)

Çev. Lütfiye

G. Seçer  (ilk yayını)                                                         

Fonda köpek havlamalarının, kuş cıvıltılarının işitildiği ilk plan karelerinde, yaşlı bir kadının sisler arasında yürüyüşü görünüyor. Tarladan çıkıyor...Ve işte Yusuf, İstanbul’daki kitapçı, şair. Görünüşte önemsiz ama içinde gizli bir anlam barındıran kareler eşliğinde, damıtılmış görüntüler: Uzun bir tünelde, ışığın üzerine vurduğu arabasında Yusuf...Bir kefenle örtülmüş cenazenin yanında oturmuş...Yusuf bir mezarın önünde ve gölgesi gibi onu izleyen bir küçük erkek çocuk...Yusuf ormanda uyurken...bir kuş sürüsünün geçişiyle uyanıyor.

            

Ölçülü bir coşkunluğa ve psikanalitik öngörülere dayanan, kahramanın yaşadığı, annenin ölümü ve Yusuf’un doğduğu köyde gömülmesi, bir heyecan resmigeçidi, onu çocukluğuna götüren duygu karmaşası; zamanı çoğaltan, hayal edilen ile yaşamı harmanlayan güzel bir sunum ...

            

Yusuf gitmek için acele ediyor.Fakat onu alıkoyan bir şey, ya da birisi var: Görevini tamamlamakta ona yardım eden ve merhumenin isteğini yerine getiren, onu anılarıyla barıştıran ve geleceğinin kapılarını açan biri...Genç bir kuzin, Ayla; annenin son günlerinde kendisini ona adayan, ölülerin geleneğinin ve manevi kalıtının teminatı, alçakgönüllü yardımcı, saf ve arzu edilebilir kız.

            

Tuhaf bir koma hali...

            

Satyajit Ray’in veya Ozu’nun bir filmindeki gibi, büyük bir alçakgönüllülükle Yumurta, önemsiz küçük jestleri tek tek sıralıyor ve sembol değerler olan konuları öne çıkarıyor. Bir cenaze gününde saksıya dikilen bir çiçek, bir süt kasesi, bir diş fırçası, haç şeklinde tahtadan bir direk, otlarla kaplanmış bir kuyu, adını filme veren yumurta ve bir bir akan bu görüntüler, anneyle çok geç oluşan bu bağ...

            

Ateist Can Yusuf’un üzüntüsünü hissetmek ve dışa vurmak için zamana gerek- sinimi vardır. Ayla’nın, ölmeden önce annesine verdiği sözü tutması için, Yusuf’a israr etmesi gerekecektir: Dağda bir koç kurban etmelidir. Bu tuhaf koma hali noterin avlusunda geçmektedir ve cenaze törenindeki bir duanın bilinçsiz yankısı,  soğanın kokusu, iç sıkıntısı, geçmişin hayaletleriyle karşılaşma, bir aşk hayal kırıklığının büyüsü, saatler ve günler boyunca keşfe çıkış...Onun dinginliğinin ölçülü mesajı Ayla’dır.

            

Boynu kızıl yapraklarla yanmakta olan Ayla, bir kazağın rengi, bir elektrik kazası, bir horoz çığlığı: Semih Kaplanoğlu verileri bir bir sıralıyor, günlük davranışlarla gelişmeleri, suskun Yusuf’un sonradan açılmasıyla, konuşturuyor.Yönetmen uzayan çerçeveyi, sıkıcı kareleri, ağır ve armonili bir ritmi, bir kadın veya erkekte hayran olunan bir özelliği dikkatle gözleyerek birleştiriyor.

            

Bellek kaybına uğramış yaşlı bir kadın, Yusuf ve Ayla’yı yan yana görünce onları yeni evli bir çift gibi düşünmekle çok da yanılmış olmuyor. Tavuk yumurtladığı anda, sonsuza değin, onların bir “çift” oluşturduğu ortaya çıkıyor. Semih Kaplanoğlu içli, sade ve şairane, gizemli ve pırıl pırıl üslubunu mükemmel bir şekilde ortaya koyuyor. Nuri Bilge Ceylan’ın gölgesinde Türkiye büyük bir sinemacıyı keşfediyor.    

                                                                 

Jean-Luc DOUİN (Le Monde-22.04.2008)   

 Çev.Lütfiye G. SEÇER

 Le Monde’un fikri: Mükemmel

 Jean-Luc DOUİN : Fransız gazeteci ve sinema eleştirmeni